Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Kabus

Bilimsellik ve Türk Siyaseti

Bilimsellik ve Türk Siyaseti

 

Bilim, kaba tanımıyla tarih boyunca deneme-yanılma yoluyla elde edilen birikim olarak ifade edilir. Tanımın bel kemiği “deneme-yanılma” yöntemidir.

Maalesef, kendilerini pek bir bilimsel gören bazı çevreler bu önemli noktayı es geçmekte, deneme-yanılma olgusuyla dalga geçercesine kendi oportünist anlayışlarına bazı kutsal kavramları kalkan yapıp denenmiş ve de olmuş eylemleri yok saymakta, onları eskimiş olarak görmektedirler. Bazıları da iyi niyetleri içte saklı kalmak şartıyla yine bu “deneme-olma” gerçeğini dogmatikleşmiş fikirleri yüzünden görmek istememektedirler.

Tarih bilimi pek klasik bir söylemle, “geçmişten ders çıkarmak ve geleceği ona göre şekillendirmek” yüzünden önemlidir. Ancak bilimsel anlayışları, kıt felsefik fikirlere hapsolmuş pek bilimsel kesim, bilimsel anlayışa daha temelden zıt fikirler besledikleri için bir bilim olan tarihi de ne kadar kavrayabildikleri tartışılır.

Bilimin tanımını tarih kavramı içerisinde yorumlayacak olursak, elde edeceğimiz sonuç; “her ülkenin deneme-yanılma yoluyla elde ettiği kendi birikimi, yine kendi şartları içerisinde bir gelişime yol açacak ve geleceğini buna göre şekillendirecek” olacaktır.

Kendi ülkesinin birikimlerini yok sayıp; denenmiş, olmuş gerçekleri es geçenlerin, çareyi büyük bir gaflet içerisinde dış literatürde ve dış odaklarda arayanların dikkat etmesi gereken çok önemli bir nokta vardır. O da büyük Türk Devrimidir!

Türk devrimi; kendi öz koşullarında, kendi “deneme” ve pek az yanılmalarıyla oluşturulmuş ve de “olmuş” büyük bir eylemdir. İçinden çıktığı büyük savaş ve sonrasında gerçekleştirdiği devrimlerle küresel çapta sonuçları olmuş bu hareket, iyi incelenmesi gerekir ve gerekli derslerin çıkarılması bakımından da ciddi bir kaynaktır. Ve de en önemlisi bugünün Türkiye’sinin “birikimi”dir, bugünün Türkiye’sini etkilemiştir. Etkilemeye de devam ediyor.

Türk devrimi bir diğer açıdan da önemlidir. Kendini, Batı literatürüne hapseden bazılarının özenle dikkatten kaçırdıkları bir şeydir bu. O da Türkiye’nin evrimsel sürecinin, o çok özenilen, beğenilen Batı Avrupa’dan oldukça farklı olmasıdır. Tarih bilimine önemle atıfta bulunulur…

Osmanlı ne Rönesans’tan nasibini alabilmiş, ne Reformdan haberi olmuş, ne Sanayi Devrimi’ni yakalamış ne de Aydınlanma Devrimi’nin bir tutam ışığından istifade edebilmiştir. Bir Fransız Devrimi, Ortadoğu’da değil, Batı Avrupa’nın göbeğinde olmuştur. İşte tarih nehrinin yatağını değiştiren böylesi olaylara uzak olmamız, kendimizi Batı Avrupa modeli altında incelememizi engeller.

Recep Peker, dönemin üniversitesinde ders verirken, Kemalizm’i anlatıyor ve neye benzediğini, hangi modele benzediğini şöyle ifade ediyor; “Biz bize benzeriz”. Devrim partisinin genel sekreteri neden böyle bir niteleme yolunu seçti dersiniz?

Bu kadar “biz”ci olmak, bizleri tecrit olmuş bir millet elbet yapmayacaktır. Kendimizi dünyaya kapayalım, her şeyimiz “biz” olsun mantığı ile yaklaşmıyorum. Emperyalist odaklara karşı böyle bir düşüncemiz olsa bile, çok önemli tarihi bir görevimiz dolayısı ile bu, yine gerçekleşmeyecektir. Nedir o görev? Mazlum milletlerin yanında olmaktır!

 

Yazan: kabusdamon